22 Mayıs 2016 Pazar

MELEKLERİ AĞLATAN ÇOCUK - Mehmet Furkan Şaşma



"Bi'iyilik Yap Akçakoca" Kompozisyon yarışmamızı Karaman'dan duyup, yazdığı hikayeyi bizlere yollayan M.Furkan Şaşma'ya teşekkürlerimizle...

 MELEKLERİ AĞLATAN ÇOCUK
 
Karşılıksız sevdim mutfak penceremizin altını bekleyen sarı kediyi. Önüne döktüğüm bir bardak sütün, verdiğim bir kap suyun hesabını asla tutmadım.  Onun bana güvenmesiydi bu işin güzelliği. Dizlerimin dibine benden korkmadan, ürkmeden sokulabilmesiydi. Beni kendisine yakın kılabilmesiydi. Benden olabilmesiydi. Ne garip, kelebeğin kanadından ürken o sarı kedi, bir zamanlar hiç tanımadığı beni, şimdi koruyucusu gibi görüyor. En dara düştüğü zamanlarda gelip dizlerimin ardına saklanıyor. O bana her sokulduğunda biliyorum ki, ak yüreğim meleklerin katında daha bir aklanıyor. 


Yılların yorgunu yaşlı bir teyzenin kolları, bu pazar poşetlerini taşıyası değil. Hiç tanımadığım o teyzenin ellerinden poşetlerini alıp, gideceği yere kadar yardım edebileceğimi söylediğim zaman, biliyorum ki melekler beni alkışlıyorlar. Teyzenin dudaklarından dökülen dualar bir çoban çeşmesinin serin suyuna benziyordu. Bıkmadan usanmadan taşıdım. Yoruldukça insan olduğumu anladım. Yoruldukça sevdim kendimi. Bir gün kimsem yok benim yavrum dedi, ağladı, ne garip hiç tanımadığım kadına ben de ağladım. Hayatımın en güzel sürprizlerinin sebebini ben bu kadının dualarına bağladım. 


En çok paylaşmayı sevdim.  Bir dağ köyünün ürkek çocuklarına, kullanmaya kıyamadığım oyuncaklarımı verdiğim zaman büyüdüm ben. Kırmızı kamyonumu, uzaktan kumandalı arabamı, ışın tabancamı, pelüş ayıcıklarımı bir başka çocuğun kollarında gördüğüm an ve o çocuğun tebessümüne şahit olduğum an büyüdüm. Meğerse paylaşmak denen olgu ne güzelmiş. Meğerse tebessüm ettirebilmek ne kadar mutluluk vericiymiş. Gülümse sen ey çocuk. Herkeslerden çok senin hakkın var buna. Sen gülümsedikçe bahar gelecek, cemreler düşecek başımıza. Sen gülümse çocuk, o zaman karanlıklar birer birer gömülecek aydınlığa. Sen gülümse çocuk, nehirler çağlayacak sen güldüğünde, göllere yakamozlar düşecek.  Ak güvercinler konacak pencerelerimizin pervazlarına 
Ekmeğimin kırıntılarını koydum duvarların üzerine. Kuşlar o yüzden şakıdı durdu bahçemde. İyilik kelimesi bayraktar oldu, başı çekti gönül lehçemde. Ne bir susuzluğu oldu ağaçların, ne de çiçekler ağladı benim yanımda. Bana yaratılanı hoş gördük, yaratandan ötürü diyen Yunus Emre’nin ölümsüz sevdaları mihmandar oldu hep. Onun gözüyle baktım cihana. O yüzden baktığım her şey, gördüğüm, duyduğum her şey şiir oldu bana.  

                Özgürlüğü öğrettim gün yüzü görmemiş bir köpeğe.    Doğduğu günden bu yana hiç dışarı çıkarılmadığını, hep demir parmaklıkların arkasına hapsedildiğini duyduğum o köpeğin gözlerinde görmüştüm hüznü. Sanki beni buradan çıkar der gibiydi. Benim de hakkım var deli taylar gibi gezmeye diyordu sanki. Yürüdüğümden, koştuğumdan hicap etmiştim o an. Günlerce ekmek getirdim, günlerce elimi uzatarak dokundum başına. Gideceğim zaman gitme dercesine ses çıkaran o köpeğin özgürlüğü için dil döktüm sahibine. Sen gezdiremiyorsan senin yerine ben gezdireyim diye yalvardım. İlk kez yürüyordu bu şehrin sokaklarında. Dünyayı ilk kez bu kadar yakın görüyordu. İlk kez kokladığı çimler, ilk kez yuvarlandığı toprak.  Onun özgürlüğe olan bu hasretliği benim yüreğimi dağlıyordu. O özgürlüğünü yaşadıkça gökyüzündeki tüm melekler ağlıyordu. 
Ben böyleyim işte. Melekleri ha bire ağlatan haşarı bir çocuğum.   Kaf dağının ardında devlerin olduğuna inanan ve o dağların ardına sefer etmeye hazırlanan çocuğum ben. Anka kuşlarının sırtına binmişliğim var benim. Kırmızı başlıklı kızla gezmişliğim. Keloğlanın saçları var aslında. Külkedisinin gözyaşlarını görmüşlüğüm var benim. Yedi yücelerin sofrasına ben de oturdum. İnatçı iki keçiyi düştükleri dereden kurtaran benim. Ağustos böceğine zemheride kapısını kapatan karıncaya kızgın, karganın ağzından peynirini kapan tilkiye dargınım.   Yıldızlarla tanışıp saçlarıma taç yaparım onları. Güneşle konuşurum. Ayın şavkını davet ederim akşamları bahçemize. Her çiçeğin adı var bende. Gökte uçan bütün kuşlarla tanışığım. Bulutlar yoldaşımdır. Dünya yüzünde gelmiş gelecek bütün çocuklar kardeşim. Gökkuşağından ip yapar sek sek oynarım yağmurların altında. İpin bir ucunu bir kıtadan tutarlar bir ucunu diğer kıtadan. Bize böyle öğretilmişti. Gökkuşağını paylaşmayı öğrendik atadan. 
Bozkırın ortasında küçük bir şehirde yaşıyorum. Yaşça herkesten küçük ama yürekçe çoğu kişiden büyüğüm ben.  Bakmayın siz çocuk yaşıma benim.  Yüreğimde büyük sevdalar taşıyorum. Bu küçük yüreğe ne dağlar sığdırdım ben, ben bile şaşıyorum. Sevdalarımla yol aldım ben, sevdalarımla yaşıyorum. Dünya yüzünde hiçbir insanın hiçbir canın acı çekmesine razı gelmiyor yüreğim. Yananla nedense ben yanıyorum. Üşüyenle ben üşüyorum. Bir damla gözyaşı düşerken gözlerden, ben de uçurumlardan düşüyorum 
İnsan olmam bunu gerektiriyor. Bir yürek taşımam bunu gerektiriyor. Sevmem sahiplenmem korumam ve ezdirmemem gerekiyor. Sevginin penceresinden baktığım zaman her şey daha bir güzel gözüküyor gözlerime. Dünya daha yaşanılası geliyor. Nefes daha bir çekilesi yüreklere.  Keşke herkesin yüreği o sevgiden nasibini alsa. Kimi vakit haber bültenlerinde yazılı basında gördüğüm haberler karşısında hayrete düşer oluyorum. İnsan bu kadar mı gaddar olabilir, bir insan bu kadar mı vicdan ve merhametten yoksun olabilir.  Bir kediye tekme atarak öldüren bir insanın kendi çocuğunu nasıl seveceğini merak ediyorum.  Ne yaparsa yapsın, suçu ne olursa olsun eziyet ve işkence hiçbir hayvana hak değil. Kuyruğuna teneke bağladıkları kedinin feryadına gülüp eğleniyorsa çocuklar ben çocuk olmak istemiyorum.   
           Siz hiç gözlerine baktınız mı onların. Siz hiç başlarını sıvazladınız mı sevgiyle. Masumiyetlerinden başka hiçbir günahları olmayan hayvanların da bir canı var. Onların da damarlarında kan akıyor.  Sizin elinize bir diken battığında nasıl yanarsa canınız onların da yanar canları. Siz yaranız varsa sardırırsınız. Onların yarasını ya toprak ya çamur kapatır. Siz feryat ederseniz canınız yandığında söze dökersiniz. Onlar kuytu bir köşede için için ağlarlar olmayan dilleriyle.  Hiçbir canın son nefesini insanlığa ve insanoğluna nefret duyarak vermesini istemiyorum ben.  

   Her şeye rağmen yitirmedim umudumu. Bu can bende oldukça penceremin pervazına konan kuşlara verecek ekmeğim vardır elbet. Mutfak penceremizin altını bekleyen o ürkek sarı kedinin soframdan alacağı payı daimdir.  Ben yine kurumuş ekmeklerimizi köye giderken asfaltın kenarına bırakacağım Lafonten’in tilkilerine.  Dilerim ne ağustos böcekleri evsiz kalsın kara kışta. Ne de karıncalar boş çevirsin kapısına geleni.  Dilerim hep olsun mutluluk olsun ve hep olsun ağlayanların gözyaşlarını sileni. Sevgi başımızda taç, sevgi derdimize en köklü ilaç olsun. Sobanızın kenarında kıvrılıp yatan o kedinin gözleri olsun aydınlığınız ve güzelliğiniz.     
Dünya yüzünde kötü olan bütün duyguların ellerini bağlatacağım. 
Söz verdim kendime melekleri ben daha çok ağlatacağım.  

Yazan : Mehmet Furkan Şaşma

Okul: Karaman M. Hatun Ortaokulu   
Sınıf: 8 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder