16 Haziran 2016 Perşembe

Bi’iyilik Yap Akçakoca Kompozisyon Yarışması Sonuçlandı, ödüller sahiplerine ulaştırıldı



Bi’iyilik Yap Akçakoca platformu tarafından ilk ve orta öğrenim okullarında yapılan sunumların ardından öğrencilerden iyiliği anlatan kompozisyonlar istenmişti.

 


Öğrencilerin gönderdiği kompozisyonların içinden internet üzerinden yarışmayı öğrenen ve mail yoluyla yarışmaya katılan Karaman İlinden M. Hatun Ortaokulu 8. Sınıf öğrencisi Mehmet Furkan Şaşma’nın yolladığı “ Melekleri Ağlatan Çocuk” kompozisyonu birinciliğe layık görüldü.

Akçakoca İlçesinden ise; M.Açıkalın Ortaokulu’ndan Ceren Canbulat, Buğra Cumur, Zehra Çelebi, Duygu Eser ve Asel Meral Çalışkan ile Cumhuriyet Okulu’ndan Zeynep Ceren Cellat mansiyon ödüllerine layık görüldüler. 


Ödüller ile ilgili ilk tören Mustafa Açıkalın Okulu’nda düzenlendi. Yarışmaya katılan öğrenciler Teşekkür Belgelerini Akçakoca Kızılay Konukevi sakini Mehmet Amcanın elinden aldılar.

Öğrencilere ayrıca kitap ve bi’iyilik yap tişörtleri armağan edildi.

Çocukları yarışmaya katılmaya teşvik eden öğretmen Haluk Gönüllü’ye  ise örnek eğitmen davranışı nedeniyle Teşekkür Belgesi Takdim edildi.  

Okul Müdürü’ne Dohaycan Derneği’nin “Yaşam Bir Bütündür” plaketi verildi.

Dohaycan Derneği, Çalışan Gazeteciler Derneği, Çuhallı Dernekleri, Akçakoca Gazeteciler Cemiyeti ile ortaklaşa başlatılan projenin yürütülmesinde başından sonuna yer alan, yarı yolda bırakmayan Ömer Aydın’a Dohaycan Derneği tarafından Teşekkür Belgesi verildi. Belgeyi Akçakoca İl Eğitim Müdür Yardımcısı Hüseyin Dilek takdim etti. 



Dohaycan Derneği Sekreteri Nermin Alpay tarafından yapıla açıklamada “ Bi’iyilik Yap Akçakoca” çalışmalarına devam edeceklerini “ açıkladı.

“Osmaniye İlkokulu’ndan Tuğra Aba, Ahmet Kaan Kurt, Emir Oktay, Zeynep Erdoğan, Cihan Yılmaz, Mert Yılmaz, Hayrünisa Doğru isimli öğrencilerin yolladıkları yazıları beğendik. Seçim yapmada çok zorlandık. Teşekkür Belgelerinin okullar kapanmadan önce  çocuklara vermek istiyoruz” diyen Alpay çevremizden  başlayarak iyiliği çoğaltmaya ihtiyacımız olduğunu” söyledi.

"bi'iyilik yap Akçakoca" Projesi devam edecek. Akçakoca'nın tüm sivil toplum örgütlerini, kurumlarını ve bireysel olarak katkı sunmak isteyen herkesi bekliyoruz. 
 




Proje logomuzu ve Yarışma Afişimizi hazırlayan Ömür Aydın'a teşekkür ederiz.

OSMANİYE İLKOKULU 2-A SINIF ÖĞRETMENİ SEMA HANIMA TEŞEKKÜRLERİMİZLE...

 “Osmaniye İlkokulu’ndan Tuğra Aba, Ahmet Kaan Kurt, Emir Oktay, Zeynep Erdoğan, Cihan Yılmaz, Mert Yılmaz, Hayrünisa Doğru isimli öğrencilere Teşekkür Belgeleri ve kitapları verildi.




Melekleri Ağlatan Mehmet Furkan Şaşma'ya Mektup




Sevgili Mehmet Furkan Şaşma


Akçakoca’dan kilometrelerce uzaklardan, mesafeleri kısaltan teknoloji sayesinde yolladığın hikaye, bizlere umut verdi.

Dohaycan ( Doğa, Hayvan, İnsan Hepsi Can) Derneği olarak; merhametin giderek azaldığı, yaşam hakkına saygı gösterilmediği, iyilik kavramının artık sadece meleklere atfedildiği bir dünyaya doğru hızla gidilirken, ‘küçük bir adım atalım, Akçakoca’dan başlayalım’ dedik.

“Bi’iyilik Yap Akçakoca” sloganıyla başlattığımız iyilik yapma  amacımızı okullarda öğrencilere anlattık. Ve onlardan iyilikten ne anladıklarını, tanıklıklarını anlatmalarını istedik… Sunum yaptığımız yüz çocuktan ikisi bile bize dönse, ‘göle çaldığımız maya tuttu’ diyecektik.

Gelen kompozisyonlardan bunu başardığımızı gördük ve çok mutlu olduk. Bizi şaşırtan, hiç beklemediğimiz Karaman’dan yolladığın hikaye idi. Sanki Sen, okullarda anlattıklarımızı duymuş, onları düzgün, edebi cümlelerle yazarak, yapmaya çalıştıklarımız için tarihe bir not düşmüştün.

Yazdıklarını okudukça; ‘tamam, dedik… Dünyanın kötülüğüne karşı ne yapılmasını  bilen, kalemi güçlü bir genç yetişiyor. O, kalemiyle, örnek davranışlarıyla soğuyan kalpleri yumuşatabilir.

Seni ve aileni Akçakoca’da ağırlamayı çok isterdik. Maalesef bunu sağlayamadık. Kızılay pansiyonunu verdi, rehber bir arkadaş “evimde kalabilirler” dedi ama daha fazlası için gereken desteği alamadık. Bunda projemizi çocuklara anlattığımız kadar büyüklere anlatamamızın da payı vardır mutlaka.

Küçük Prens kitabını okuduysan, O kitabın çocuklardan çok büyüklere yazıldığını da biliyorsundur. Büyükler, “yaşam kavgası” dedikleri şeylerin peşinde koşarken yıldızlara bakmayı unutuyorlar. Büyüdüğünde yıldızlara bakmayı unutma Sevgili Furkan. Bir insanın yaptığı hata yüzünden yoğurt üfler gibi, başka bir insanı üfleme. Yüreğinin güzelliğini koru… Dünyaya, her şeye inat olsun diye değil, sevginin, merhametin elmas değerinde olduğunu anladığın için…

Yazacağın kitaplardan birini okuma şansını bulabilmeyi çok isteriz. Sakın yazmaktan vazgeçme…

Yüreğini hep güzel tutabilmen ve büyüsen de melekleri ağlatmaya devam etmen dileğiyle, gözlerinden öperiz.

Sevgilerimizle

Dohaycan



14 Haziran 2016

22 Mayıs 2016 Pazar

MELEKLERİ AĞLATAN ÇOCUK - Mehmet Furkan Şaşma



"Bi'iyilik Yap Akçakoca" Kompozisyon yarışmamızı Karaman'dan duyup, yazdığı hikayeyi bizlere yollayan M.Furkan Şaşma'ya teşekkürlerimizle...

 MELEKLERİ AĞLATAN ÇOCUK
 
Karşılıksız sevdim mutfak penceremizin altını bekleyen sarı kediyi. Önüne döktüğüm bir bardak sütün, verdiğim bir kap suyun hesabını asla tutmadım.  Onun bana güvenmesiydi bu işin güzelliği. Dizlerimin dibine benden korkmadan, ürkmeden sokulabilmesiydi. Beni kendisine yakın kılabilmesiydi. Benden olabilmesiydi. Ne garip, kelebeğin kanadından ürken o sarı kedi, bir zamanlar hiç tanımadığı beni, şimdi koruyucusu gibi görüyor. En dara düştüğü zamanlarda gelip dizlerimin ardına saklanıyor. O bana her sokulduğunda biliyorum ki, ak yüreğim meleklerin katında daha bir aklanıyor. 


Yılların yorgunu yaşlı bir teyzenin kolları, bu pazar poşetlerini taşıyası değil. Hiç tanımadığım o teyzenin ellerinden poşetlerini alıp, gideceği yere kadar yardım edebileceğimi söylediğim zaman, biliyorum ki melekler beni alkışlıyorlar. Teyzenin dudaklarından dökülen dualar bir çoban çeşmesinin serin suyuna benziyordu. Bıkmadan usanmadan taşıdım. Yoruldukça insan olduğumu anladım. Yoruldukça sevdim kendimi. Bir gün kimsem yok benim yavrum dedi, ağladı, ne garip hiç tanımadığım kadına ben de ağladım. Hayatımın en güzel sürprizlerinin sebebini ben bu kadının dualarına bağladım. 


En çok paylaşmayı sevdim.  Bir dağ köyünün ürkek çocuklarına, kullanmaya kıyamadığım oyuncaklarımı verdiğim zaman büyüdüm ben. Kırmızı kamyonumu, uzaktan kumandalı arabamı, ışın tabancamı, pelüş ayıcıklarımı bir başka çocuğun kollarında gördüğüm an ve o çocuğun tebessümüne şahit olduğum an büyüdüm. Meğerse paylaşmak denen olgu ne güzelmiş. Meğerse tebessüm ettirebilmek ne kadar mutluluk vericiymiş. Gülümse sen ey çocuk. Herkeslerden çok senin hakkın var buna. Sen gülümsedikçe bahar gelecek, cemreler düşecek başımıza. Sen gülümse çocuk, o zaman karanlıklar birer birer gömülecek aydınlığa. Sen gülümse çocuk, nehirler çağlayacak sen güldüğünde, göllere yakamozlar düşecek.  Ak güvercinler konacak pencerelerimizin pervazlarına 
Ekmeğimin kırıntılarını koydum duvarların üzerine. Kuşlar o yüzden şakıdı durdu bahçemde. İyilik kelimesi bayraktar oldu, başı çekti gönül lehçemde. Ne bir susuzluğu oldu ağaçların, ne de çiçekler ağladı benim yanımda. Bana yaratılanı hoş gördük, yaratandan ötürü diyen Yunus Emre’nin ölümsüz sevdaları mihmandar oldu hep. Onun gözüyle baktım cihana. O yüzden baktığım her şey, gördüğüm, duyduğum her şey şiir oldu bana.  

                Özgürlüğü öğrettim gün yüzü görmemiş bir köpeğe.    Doğduğu günden bu yana hiç dışarı çıkarılmadığını, hep demir parmaklıkların arkasına hapsedildiğini duyduğum o köpeğin gözlerinde görmüştüm hüznü. Sanki beni buradan çıkar der gibiydi. Benim de hakkım var deli taylar gibi gezmeye diyordu sanki. Yürüdüğümden, koştuğumdan hicap etmiştim o an. Günlerce ekmek getirdim, günlerce elimi uzatarak dokundum başına. Gideceğim zaman gitme dercesine ses çıkaran o köpeğin özgürlüğü için dil döktüm sahibine. Sen gezdiremiyorsan senin yerine ben gezdireyim diye yalvardım. İlk kez yürüyordu bu şehrin sokaklarında. Dünyayı ilk kez bu kadar yakın görüyordu. İlk kez kokladığı çimler, ilk kez yuvarlandığı toprak.  Onun özgürlüğe olan bu hasretliği benim yüreğimi dağlıyordu. O özgürlüğünü yaşadıkça gökyüzündeki tüm melekler ağlıyordu. 
Ben böyleyim işte. Melekleri ha bire ağlatan haşarı bir çocuğum.   Kaf dağının ardında devlerin olduğuna inanan ve o dağların ardına sefer etmeye hazırlanan çocuğum ben. Anka kuşlarının sırtına binmişliğim var benim. Kırmızı başlıklı kızla gezmişliğim. Keloğlanın saçları var aslında. Külkedisinin gözyaşlarını görmüşlüğüm var benim. Yedi yücelerin sofrasına ben de oturdum. İnatçı iki keçiyi düştükleri dereden kurtaran benim. Ağustos böceğine zemheride kapısını kapatan karıncaya kızgın, karganın ağzından peynirini kapan tilkiye dargınım.   Yıldızlarla tanışıp saçlarıma taç yaparım onları. Güneşle konuşurum. Ayın şavkını davet ederim akşamları bahçemize. Her çiçeğin adı var bende. Gökte uçan bütün kuşlarla tanışığım. Bulutlar yoldaşımdır. Dünya yüzünde gelmiş gelecek bütün çocuklar kardeşim. Gökkuşağından ip yapar sek sek oynarım yağmurların altında. İpin bir ucunu bir kıtadan tutarlar bir ucunu diğer kıtadan. Bize böyle öğretilmişti. Gökkuşağını paylaşmayı öğrendik atadan. 
Bozkırın ortasında küçük bir şehirde yaşıyorum. Yaşça herkesten küçük ama yürekçe çoğu kişiden büyüğüm ben.  Bakmayın siz çocuk yaşıma benim.  Yüreğimde büyük sevdalar taşıyorum. Bu küçük yüreğe ne dağlar sığdırdım ben, ben bile şaşıyorum. Sevdalarımla yol aldım ben, sevdalarımla yaşıyorum. Dünya yüzünde hiçbir insanın hiçbir canın acı çekmesine razı gelmiyor yüreğim. Yananla nedense ben yanıyorum. Üşüyenle ben üşüyorum. Bir damla gözyaşı düşerken gözlerden, ben de uçurumlardan düşüyorum 
İnsan olmam bunu gerektiriyor. Bir yürek taşımam bunu gerektiriyor. Sevmem sahiplenmem korumam ve ezdirmemem gerekiyor. Sevginin penceresinden baktığım zaman her şey daha bir güzel gözüküyor gözlerime. Dünya daha yaşanılası geliyor. Nefes daha bir çekilesi yüreklere.  Keşke herkesin yüreği o sevgiden nasibini alsa. Kimi vakit haber bültenlerinde yazılı basında gördüğüm haberler karşısında hayrete düşer oluyorum. İnsan bu kadar mı gaddar olabilir, bir insan bu kadar mı vicdan ve merhametten yoksun olabilir.  Bir kediye tekme atarak öldüren bir insanın kendi çocuğunu nasıl seveceğini merak ediyorum.  Ne yaparsa yapsın, suçu ne olursa olsun eziyet ve işkence hiçbir hayvana hak değil. Kuyruğuna teneke bağladıkları kedinin feryadına gülüp eğleniyorsa çocuklar ben çocuk olmak istemiyorum.   
           Siz hiç gözlerine baktınız mı onların. Siz hiç başlarını sıvazladınız mı sevgiyle. Masumiyetlerinden başka hiçbir günahları olmayan hayvanların da bir canı var. Onların da damarlarında kan akıyor.  Sizin elinize bir diken battığında nasıl yanarsa canınız onların da yanar canları. Siz yaranız varsa sardırırsınız. Onların yarasını ya toprak ya çamur kapatır. Siz feryat ederseniz canınız yandığında söze dökersiniz. Onlar kuytu bir köşede için için ağlarlar olmayan dilleriyle.  Hiçbir canın son nefesini insanlığa ve insanoğluna nefret duyarak vermesini istemiyorum ben.  

   Her şeye rağmen yitirmedim umudumu. Bu can bende oldukça penceremin pervazına konan kuşlara verecek ekmeğim vardır elbet. Mutfak penceremizin altını bekleyen o ürkek sarı kedinin soframdan alacağı payı daimdir.  Ben yine kurumuş ekmeklerimizi köye giderken asfaltın kenarına bırakacağım Lafonten’in tilkilerine.  Dilerim ne ağustos böcekleri evsiz kalsın kara kışta. Ne de karıncalar boş çevirsin kapısına geleni.  Dilerim hep olsun mutluluk olsun ve hep olsun ağlayanların gözyaşlarını sileni. Sevgi başımızda taç, sevgi derdimize en köklü ilaç olsun. Sobanızın kenarında kıvrılıp yatan o kedinin gözleri olsun aydınlığınız ve güzelliğiniz.     
Dünya yüzünde kötü olan bütün duyguların ellerini bağlatacağım. 
Söz verdim kendime melekleri ben daha çok ağlatacağım.  

Yazan : Mehmet Furkan Şaşma

Okul: Karaman M. Hatun Ortaokulu   
Sınıf: 8