1 Temmuz 2017 Cumartesi

5199 SAYILI YASA TASARISI GERİ ÇEKİLMELİDİR !


"HÜKÜMETİMİZE ÇAĞRIMIZDIR
5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununda değişiklik yapılması için Orman Su İşleri Bakanlığınca hazırlanan, özellikle sokak hayvanları için SÜRGÜN ve ÖLÜM içeren YASA TASARISI, katliamlara sebep olmadan çekilmeli ve yeniden hazırlanmalıdır.
TALEBİMİZ, Bu tasarının, STK lar, akademisyenler, Veteriner Hekimler Odaları ve BARO Hayvan Hakları Komisyonlarının da katılımı ile TEKRAR görüşülüp, ÇÖZÜM odaklı olarak ve sokağın gerçeklerine, eko dengeye, vicdani ve insani koşullara uygun olarak yeniden hazırlanmasıdır.


Bu TASARI KATLİAM maddeleri içermektedir:

1. Mevcut yasada tüm belediyelerin kısırlaştırma ve bakım merkezi kurması hükmü varken, değişiklik tasarısının 8. maddesinde, nüfusu 100 binden az olan 970 ilçe belediyesinde KISIRLAŞTIRMA merkezi kurulmasına gerek görülmemiştir. Bu durumda, kısırlaştırma merkezi olmayan belediyelerce, kısırlaştırılmadan şehir çevrelerine, çöplüklere ve yaban hayatına atılan sahipsiz hayvanlar, oralarda yazın susuzluktan kışın da korunaksız olarak soğuk ve kara mahkum olarak acı içinde can verecekler. Bunun yanında, yaban hayatında yoğun olan KUDUZ hastalığının, evcil olan kedi ve köpeklere geçip, hastalığın bir şekilde insan oturumlu olan şehirlere gelmesine sebep olacaktır. Sayıları da kontrol edilemez biçimde artacağı için, hayvanlar zehirlenip vurularak öldürülecek yasa tasarısının bu maddesi ile KATLİAMLARA sebep olacaktır.


2. Bu tasarının uygulamada getireceği bir diğer sakınca, şu anda bile yasal engel olmasına rağmen, birbirlerine gizlice kedi ve köpek atan belediyeler, tasarının verdiği imkan ile ilçe dışına ve başka şehirlere hayvanları atmayı daha da hızlandıracaklardır. İstanbul gibi bir metropolde bile bu gün yaşanan en büyük sorunlardan birisi, ilçelerin birbirlerine köpekleri atmalarıdır.


3. Tasarının 3. Maddesinde, "bakım evlerindeki sahiplendirilemeyen hayvanlar, okul, hastane, ibadethane, çocuk oyun alanı gibi toplumun yoğun olarak kullandığı yerler hariç alındığı ortama bırakılır" hükmü ile, hayvanlar dar gelirli ve fakir insanların oturduğu KENAR MAHALLELERE ve şehir dışlarına atılacak, oralarda hayvan sayısı artınca, VATANDAŞ ve zaten öldürmeye hazır olan BELEDİYELER tarafından zehirleme ve KATLİAMLAR başlayacaktır.

4-.Tasarı MADDE 5 ile, Kanunun 10 uncu maddesi *Ev hayvanı satış yerlerinde ev hayvanı bulundurulamaz, ancak bu yerlerde hayvan üretim çiftlikleri ve BAKIMEVLERİNDEKİ HAYVANLARIN SATIŞI yapılabilir." şeklinde değiştirilmiştir. Petshoplarda ev hayvanı bulundurulamaz derken, belediye bakımevlerinde bulunan sahipsiz hayvanların satışı yapılabilir hükmünün getirilmiştir. Sahipsiz hayvanlar üzerinde deney yapılamayacağı için, barınaklardaki sahipsiz hayvanların satış adı altında sahipli konuma getirilip, İŞKENCELİ DENEYLERE yollanmasının önü açılmıştır.
5. Bu gün yurdumuzda, sahipsiz hayvanlara karşı asıl kötü muamele ve eziyet, büyük ölçüde belediyeler tarafından yapılmaktadır. Tasarıda, öldüren, zehirleyen, ormana dağa kırsala atan, bakımevlerinde aç susuz pislik ve hastalıkla gelen ölümlere mahkum eden belediyeler için bir YASAL YAPTIRIM getirilmemiştir. Kanun Türk Ceza Kanunu kapsamına alınırken, belediyelerin uygulamaları da mutlaka bu kapsamda yer almalıdır. Şahıslardan hayvanlara zulüm ve işkencede verilen cezalar ise zaten yeterli biçimde caydırcı değildir.
6. Ev hayvanlarının sayısı ve durumu ise, tepkiyi önleme açısından çıkacak yönetmelikte belirlenerek, 24. Dönem TBMM Çevre Komisyonunda konuşulduğu gibi bakılan hayvan sayısına mekan ve sayı sınırlaması getirilmesi hedeflenmektedir. Bu durum, hayvanların felaketi olacağı gibi, sokak hayvanı sayısını hızla artıracaktır. Hayvanını vermek istemeyen insanlar ile kurumlar arasında ciddi sorunlar yaşanacaktır. Hayvan haklarının yanında insan hakları da ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle, evlerdeki sahipli hayvanların durumu kanunla güvence altına alınmalı, yönetmeliklere bırakılmamalıdır.
7. Ayrıca tasarının diğer maddeleri de aynı şekilde çelişkiler ve vahim yanlışlar içermekte; üretim, satış, yasa dışı ithalat, hayvanat bahçeleri, deney, sirkler, av, yunus parkları, yük ve binek hayvanları vb. gibi temel konularda hayvanları koruma kanunuyla yasaklanması gereken hususlar da bu tasarıda daha da geliştirilmiş olarak yer almaktadır. 21. yüzyıl gibi etiğin hızla geliştiği bir çağda, hayvanların hâlâ eğlence unsuru olarak kullanılması ve topluma bu şekilde tanıtılması ahlâken kabul edilebilir bir durum değildir. Hayvanların esaret koşullarında tutulduğu tesislerin ilgili kurum ve kuruluşlarla eşgüdüm sağlanarak kademeli olarak kapatılması ve bu tesislere kapatılmış tüm hayvanların özgürce yaşam hakları garanti altına alınarak tüm yaşamsal ihtiyaçları karşılanılarak yaşatılması esas alınmalıdır.
8. Tasarı, tıbben ve uygulamada hayvanlar için vahşete varan sonuçlara sebep olan Mobil Kısırlaştırma Ünitelerini çözüm olarak sunmaktadır. Gerek Gıda ve Tarım Bakanlığı ve gerekse Veteriner Hekimler Odalarının tamamen karşı çıktıkları Mobil Kısırlaştırma tamamen yasaklanmalıdır. Mobil Kısırlaştırma, tıbbi uygulamalara aykırı olmasının yanında, mevcut yasaya da aykırıdır. Şöyle ki, operasyon öncesi kuduz müşahedesi için 10 gün karantinada tutulması gereken ve ameliyat sonrası da 7 gün iyileşme süreci olması gereken hayvanlar, alındıkları gün ameliyat ediliyor ve ertesi günü de dışarıya bırakılıyor. Tıbba, bilime ve insanlığa aykırı bu MOBİL KLİNİK uygulamasının tamamen iptal edilmesi gereklidir.
YAPILAN KÜÇÜK SKEÇ İLE SOKAKLARDA HAYVANLARI BESLEMELERİ İÇİN FERMAN OKUNDU.





PADİŞAHIMIZ SULTAN HAN HAZRETLERİ BUYURUYOR Kİ;
-          SOKAKTAKİ TÜM HAYVANLAR BESLENE,

-          HAYVANLARA EZİYET EDENLER HAPSE ATILA,

-          ÇEŞMELERİN YANINA SU YALAKLARI YAPILA,

-          SOKAKLARDA AÇ İNSAN VE HAYVAN BIRAKILMAYA....



İstanbul'un köpekleri halk tarafından bakılmakta ve sevilmekte iken 1910 yılında  bir yabancı zabitin önerisi ile Talat Paşa tarafından köpekler Hayırsız adaya bırakılırlar. 
OSMANLI ZAMANI HALK KÖPEKLERİ BESLERKEN


DÖRT TARAFI DENİZLERLE ÇEVRİLİ ADADA KÖPEKLER AÇLIKTAN BİRBİRİNİ YERLER. ADANIN KARŞISINDA OTURAN EVLERE KADAR KÖPEKLERİN ÇIĞLIKLARI ULAŞIR AHALİ BU ÇIĞLIKLARA DAYANAMAYIP YAZ SICAĞINDA PENCERELERİ KAPATIRLAR. 


DERLER Kİ, OSMANLININ YIKILIŞINDA KÖPEKLERİN AHI VARDIR. 
YENİ KATLİAMLAR, HAYIRSIZ ADALAR İSTEMİYORUZ!
DİLSİZ CANLILARIN AHINI ALMAK İSTEMİYORUZ!






29 Mart 2017 Çarşamba

7'den 77'ye Drama Dersleri ile kuşaklar arası gönül bağı kurmayı hedefliyoruz.



DOHAYCAN DERNEĞİ OLARAK BU YIL YAŞLILAR VE ÇOCUKLAR ARASINDA GÖNÜL KÖPRÜSÜ KURMAK İSTEDİK.

Akçakoca Kızılay Yaşlılar Konukevi Müdürlüğü bünyesinde Barbaros Esmersoy hocamızın eşliğinde drama çalışmalarımız bugün itibarıyla başlamıştır. 



Oldukça eğlenceli geçen ilk dersin ardından hepimiz salı günlerini sabırsızlıkla bekliyoruz. 7'den 70'e gönül köprüsü projesi kapsamında ilçe genelinden de drama çalışmalarında bizimle olmak isteyen gönüllülerimizi ( ÇOCUK, YAŞLI, GENÇ HERYAŞTAN)  aramızda görmek bizleri sevindirir.
Her Salı Saat 10:00'da Konukevi Salonda bekliyoruz.




25 Mart 2017 Cumartesi

DÜZCE ÜNİVERSİTESİ'NDE AKTİF YAŞLANMAYI VE ÇALIŞMALARIMIZI ANLATTIK


18-24 Mart Yaşlılar Haftası Kutlamaları Çerçevesinde Akçakoca Kızılay Yaşlılar Konukevi'Nde yaptığımız çalışmalarımızı anlattık. 


Düzce Üniversitesi resmi sitesinde; "Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fatma Eker’in oturum başkanlığını gerçekleştirdiği panelde; Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden Arş. Gör. Dr. Tuğçe Türten Kaymaz, Akçakoca Kızılay Yaşlılar Konukevi’nde görev yapan Psikolog Dilek Aydoğan Direk, DOHAYCAN Derneği temsilcisi Nermin Alpay, Kızılay Yaşlılar Konukevi sakini emekli Hülya Güngören ve Akçakoca Gökspor Veteranlar Spor Kulübü futbolcusu Mustafa Çakır bilgi deneyimlerini paylaştılar. " 

Derneğimizi temsilen panele katılan Nermin Alpay'ın yapmış olduğu sunumdaki konuşmanın özeti:




"Günümüzde büyükanne, dede ve hatta hala ve amcaların yer aldığı geniş aileler artık yok. Yaşlı insanlar, evlerinde yalnız başına, televizyon karşısında kimsesiz bir şekilde kapılarını çalacak bir cana muhtaç  yaşamlarını sürdürüyorlar.
TOPLUMUN GENİŞ BİR KESİMİ YAŞLI BAKIM EVLERİNE HALA KUŞKU İLE BAKIYOR. YAŞITLARIYLA BİR ARADA YAŞLANMAYI SEÇMEK YERİNE, YALNIZ BAŞINA KALMAYI TERCİH EDİYORLAR.
BİZ BU KORKUYU VE YANLIŞ ALGIYI DEĞİŞTİRMEK İSTEDİK. AKÇAKOCAMIZDA VAR OLAN KIZILAYA AİT YAŞLIKONUK EVİNDEN BAŞLADIK.
Bayramlarda, özel günlerde ziyaret edilen, Şehrin ta içinde olmasına rağmen, şehre yabancı görülen bir yerdi bizim için.


Evlerinde yalnız yaşlanmayı Huzurevine gitmeye tercih ediyorlardı. Bunu ifade etme zor ama, huzurevine gitme fikri yaşlıların çoğunu tedirgin ediyor.
Biz öncelikle, bu algıyı kırmak için; kentin yaşlanan insanı ile huzurevinde yaşamayı seçmiş insanını bir araya getirmek istedik.
VE “HADİ KOMŞUYA GİDELİM, BİRLİKTE BİRŞEYLER YAPALIM” dedik.
ANAHTARI KAPI ÜZERİNDE OLAN KOMŞULUKLARIN BİTTİĞİ BİR ÇAĞDA,
BİZİM KUŞAĞA İTİCİ GELEN PARMAKLIKLARA RAĞMEN
KOMŞULARIMIZI TANIMAK İSTEDİK.
Akçakoca Kızılay Konukevi Sakinleri ile Huzur evi dışındaki 40 yaş üstü insanları birlikte Üretmeye davet ettik.
Kaynaşmayı hedeflediğimiz projemizin adını İKİNCİ BAHAR koyduk. Halk Eğitim’den gelen Hocamız İsa Ünsal ile Ebru çalışmaları, Taş boyama, Ahşap boyama Çalışmaları yaptık.



KAPISINDAN TEREDDÜT EDEREK GİRDİĞİMİZ HUZUREVİNDE BİRLİKTE ÖĞRENMENİN GÜZELLİĞİNİ YAŞADIK.

ÇOK GÜZEL KOMŞULARIMIZ OLDUĞUNU ÖĞRENDİK.
Birbirimizi tanıdık, Sevdik, dertleştik. Hem öğrendik, hem ürettik, hem de
Çoğaldık.  Birlikte üretmekten o kadar çok keyif aldık ki,
Bu yıl yeni çalışmalar için tekrar bir araya geldik.
Kızılay Konukevinin artık bizim komşu kapımız olduğunu ve orada dostlarımızın bizi beklediğini biliyoruz.



Bu yıl taş boyama çalışmalarımızın yanı sıra
7’ DEN YETMİŞYEDİ’YE DRAMA VE TİYATRO ÇALIŞMALARI İLE farklı KUŞAKLARI BULUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ.
HUZUREVİNDE , DEDE-TORUN  / NİNE-TORUN, TEYZE- YEĞEN  İLİŞKİLERİNİ YAŞATMAK  İSTİYORUZ.
BİR MAHALLENİN İNSANLARI OLARAK;
SADECE YAŞAM BOYU ÖĞRENİM ÇALIŞMALARI İLE AKTİF YAŞLANMAYI HEDEFLEMEDİK,
İSTEDİK Kİ, KOMŞULUK İLİŞKİLERİ YENİDEN HAYAT BULSUN,
ÇOCUKLAR DEDE, NİNE, YAŞLILAR TORUN HASRETİ YAŞAMASIN
BİRLİKTE ÜRETELİM, BİRLİKTE EĞLENELİM, VE BİRBİRİMİZE DESTEK OLALIM…
YAŞLI BAKIMEVLERİ İNSANLARI TERK ETTİĞİMİZ YERLER OLMASIN.
SADECE ÖZEL GÜNLERDE HATIRLANMAYACAK KADAR DEĞERLİ İNSANLARIMIZLA  BİRLİKTE SAĞLIKLI YAŞLANMAYI HEDEFLEDİK.
VE BU ÖZEL GÜNDE HUZUREVLERİNİN KAPISINI HENÜZ ÇALMAMIŞ İNSANLARA DİYORUZ Kİ;
ÇALIN KAPILARI, GİRİN İÇERİ / AÇIN KAPILARINIZI ALIN İÇERİ…
YAŞAM PAYLAŞTIĞIMIZDA ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK. "


NOT: Çalışmalarımızı anlatma olanağı veren Yard. Doç. Dr. Fatma Eker'e, çalışmalarımızı destekleyen, birlikte üretim yapabilmemiz için kapılarını açan Akçakoca Kızılay Konukevi'ne ve Psikolog Dilek Aydoğan Direk'e, Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından görevlenidrilen İsa Ünsal hocamıza teşekkür ederiz.

7 Mart 2017 Salı

ŞİDDET MAĞDURU KADINLARIN YERİNE BURADAYIZ!




ŞİDDET MAĞDURU KADINLARI TEMSİLEN BURADAYIZ!
Bugün burada evde, sokakta, işte şiddete uğrayan kadınların sorunlarını dile getirmek ve onlara “yalnız değilsiniz, hep birlikte yaşadığınız şiddeti durdurabiliriz. “ demek için toplandık. 

Şiddete uğrayan kadınlar, aldıkları yaraları makyajla kapatıyorlar veya sokağa çıkmıyorlar. Sokağa şiddetin yarattığı izlerle çıkmaya utanıyorlar. Oysa utanması gereken şiddet mağdurları değil, şiddet uygulayanlardır, demek için temsili yaralarla sokağa çıktık. Basın açıklaması yaptık.
 8 Mart 1857 yılında daha iyi çalışma koşulları istemiyle grev yapan kadınların hayatlarını kaybetme pahasına başlattıkları kadın hareketi, Dünya Kadınlar Günü olarak kabul edildi.  Her 8 Mart geldiğinde, herkes bütçesine göre kadınlar gününü kutluyor; kimi kadınlar matinesi düzenliyor, kimi karanfil dağıtıyor. Sonra gün bitiyor, herkes yaşamına geri dönüyor.
Bu kutlamalarda yer alan kadınlar olarak; aile içinde şiddete uğrayan, iş yerinde, sokakta sözlü, fiili tacize uğrayan kadınlara, çocuklara ulaşamıyoruz.
Ulaşamadığımız Kadınlar ne zaman ki, Basının 3. Sınıf sayfalarında, televizyonların arka haberlerinde yer alıyorlar o zaman yaşadıkları korkunç gerçeklerden haberdar oluyoruz.
Maalesef kadına yönelik şiddeti önlemek konusunda devletimiz de yeterli önlemleri alamıyor. Kadına şiddet uygulayan kişiler çoğu kez ya serbest kalıyor, ya da şartlı salıveriliyor. İlkinde dayak yiyerek kurtulan kadın, karakola şikayet edip adamı içeri aldırdıysa, adam serbest kaldığında daha ağır bir şiddete maruz kalıyor. 

“2016 yılı kadın cinayetleri haritasında;  2016 yılında 317'si silahlı, toplam 397 kadın cinayetinin basına yansıdığı, Kadın cinayetlerinin yüzde 80'inin silahlarla işlendiği” belirtilmektedir.
Biz bugün şiddete uğrayan kadınlara “kim tarafından yapılırsa yapılsın, ister eşiniz, ister babanız olsun, uğradığınız şiddeti gizlemeyin. Ruhunuzda ve bedeninizde açılan yaraları saklamayın” demek için buradayız. Utanması gereken, saklanması gereken siz değilsiniz, size her türlü şiddeti uygulayanlardır.

SUSMAYIN ARTIK! BAĞIRIN, HERKES DUYSUN…
KADINLAR FİZİKSEL VE RUHSAL ŞİDDET DIŞINDA, AYNI İŞ KOLLARINDA ERKEKLERDEN DAHA AZ ÜCRETLE ÇALIŞTIRILARAK İKİ KAT SÖMÜRÜLMEKTEDİRLER.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Kadınlar tüm eğitim düzeylerinde erkeklerden daha düşük ücret aldı. Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2014 sonuçlarına göre, yüksek öğretim mezunu düzeyinde bir kadın çalışanın ortalama yıllık ortalama esas iş geliri, aynı eğitim düzeyinde bir erkek çalışanın yıllık ortalama esas iş gelirinden %1,3 oranında düşük gerçekleşirken, bu farkın en fazla olduğu eğitim düzeyi %1,8 ile lise altı oldu.
Her 10 kadından 4’ü eşinden veya birlikte yaşadığı kişiden fiziksel şiddet gördü.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması 2014 sonuçlarına göre;
Ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşinden veya birlikte yaşadığı kişiden fiziksel şiddete maruz kalan kadın nüfus oranı %35,5’dir.
Bu veriler göstermektedir ki; her türlü şiddete, ayırımcılığa karşı, her kesimden kadına ulaşmak ve kadınların yaşamlarını özgürce devam ettirebileceği sosyal politikalar üretmek zorundayız. Kadınları koruyan, sosyal hayata aktif olarak katılımını sağlayan ve yaşam formunu güvence altına alan, koruyucu yasalara ihtiyacımız var.
Bu yasaları çıkarabilmek için; Hangi siyasi görüşten, hangi sosyal tabakadan olursa olsun, kendi hayatımızı ellerimizde tutabilmek, eşit vatandaş olarak bu ülke topraklarında yaşayabilmek için birlikte olmak zorundayız.
Dohaycan Derneği
Yönetim Kurulu

27 Şubat 2017 Pazartesi

AKÇAKOCA'MIZIN MASKOTU SARI BARINAKTA ÖLDÜ !!!!!!!!!!!!!


7 Yıl önce bir meczup tarafından alçakça bıçaklanan Sarı Veteriner İsmail Bozkan tarafından kurtarılmıştı. 
Yaşadığı bu saldırı nedeniyle insanların yanına sokulmasından tedirgin olup, yaklaşmamaları için hırlıyordu. Ama buna rağmen Çarşı esnafı onu bu süre zarfında sevdi, kolladı, baktı. 


O'nun yaşadığı tramvadan habersiz olanlar Belediyeye şikayet edip barınağa aldırdılar. Ama Sarı her seferinde fırsatını bulup barınaktan kaçmayı başardı. Doğduğu, bıçaklandığı ve sevildiği yere geri döndü. 
24 Şubat 2017 Cuma sabahı onu son kez yakaladılar. Uyuşturucu iğnelerle bayılttılar ve barınağa kapattılar. Bu da yetmedi, kaçmasın diye zincire vurup, üstüne de kilit taktılar. 
Ve Cumartesi sabahı kara haber geldi. SARI ÖLMÜŞTÜ ! ZİNCİR DOLANMIŞ, ZİNCİR BOYNUNDA BOĞULMUŞTU !
Aldığı narkozdan çıkamadığı için mi boğulmuştu? Yoksa narkozdan çıkarken bilinçsizce yaptığı kurtulma hareketleri nedeniyle mi boğulmuştu ? Bilmiyoruz...


Bildiğimiz tekşey; SARI'NIN ACI İÇİNDE ÖLDÜĞÜYDÜ...
Barınaklar ölüm kampıdır derken, barınaklar hapishanedir derken, Onların sokaklarında yaşamasına izin verin, dost olmaya çalışın, ölümlerine neden olmayın derken kast ettiğimiz buydu !

O'nu kurtaramadık ama O'nu ölülerinin çöpe gitmesine engel olamadığımız diğer köpekler gibi çöpe terk edemedik. Hak ettiği özgür bir yaşamdı, yaşamına saygıydı. Biz O'nun ölüsünü saygı içinde defnettik. 



Bir daha böyle ölümler olmasın diye. Sarı bir son olsun diye... Barınaklar kapatılsın diye gözyaşları içinde Sarı'yı gömdük.


Kocaman Dünyayı sana çok gördük... Rahat uyu Sarı...Sen kurtuldun, giderek kirlenen bu dünyadan...
Biz ise, Vicdanlarımızda taşıdığımız bu yük ile, kara vicdanlı insanlarla aynı havayı solumanın ağırlığıyla yaşayacağız.
Barınaklarda ölüme terk edilen, sokaklarda zehirlenen hayvanların sesi olmaya çalışarak, Yaradan'a olan insanlık borcumuzu ödemeye devam edeceğiz.
Elimizden gelen bu. İnsanlık kurtulacaksa, başka canlıların yaşam hakkına saygı gösteren insanlar sayesinde kurtulacak.